Aylak Adam

Çok tesadüfi bir şekilde Utrecht Üniversitesi kütüphanesi’nin koleksiyonunda buldum Yusuf Atılgan’ın bu kitabını ve 7-8 ay önce okuyup, bitirdim. Yani şu anda buraya yazdığım şeyler bu kitap hakkındaki taze fikirlerim değil. Olsun ama, bence yine okusam, yine bunları yazardım:)

B.: “ … Sonra odam: Masa, karyola, kitaplar. Benim inim. Bu gece bir kapansam oraya. Üzgünüm. Ama çok kalamam. Sami kapıyı yumruklar: ‘Yemeğe, yemeğe’. Canım istemiyor desem başıma toplanırlar. Kadınların neden evlendiklerini anlıyorum: Yalnız kalabilmek için.“

Aylak Adam’ın baş kahramanı C.: Kendisi çoklukla duruyor ve durdukça düşünüyor. Düşündükçe kendi iç sesinde yalnızlaşıyor, bencilleşiyor ve roman ilerledikçe özde “aydın”dan, sözde “aydın”a, oradan da “aylak entel”e evriliyor. Yusuf Atılgan bu romanıyla sadece kendi dönemindeki “aylak entel”lerin iç dünyasını bize tanıtmakla kalmıyor, aynı zamanda günümüz “aylak”larına kendi (öz)eleştirilerini yapmaları için de güzel bir zemin hazırlıyor.

C.: “Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez… “

Beni uzun zamandan sonra kitap alemine döndüren roman. Şiddetle tavsiye ediyorum.

KitapRef: [http://tr.wikipedia.org/wiki/Aylak_Adam]

Reklamlar

2 thoughts on “Aylak Adam

  1. YıllarYıllar önce okumuştum bunu, C. Nin içinden okumuştum sanırım ben daha çok, enteline çok bulaşmadan. Gençlik de vardı tabi o zaman, dünyanın merkezine daha yakındım. Çok oldu, o zaman yazsam bunları mı yazardım bilmiyorum tabi. Herşeyin amaçsızlığının farkında, her anı yaşadığından hızlı anlamsızlaştırıp, ama bir türlü bu hissianlamsızlaştırmayı beceremeyişi çarpmıştı en çok.

    Sevgili yazarımızın uzunluğundan baydığı bir otobüs tartışması da olmuştu hatta başka bir sevgili yazarınızla. Adamın sevimsizliği, aslen sığlığı mı daha çok batıyor okuyucuya, yoksa sevimsiz ama sığ değilmi gibisinden. Yusuf Atılgan hep yapıyor ama bunu, hep bu dönüşüp olduğunu sandığından ya da toplumda geri kalan herşeyden kopuşunu işliyor inssancıklarının, yavaş yavaş delirmeleri gibi biraz. Bayat bir bilgi olacak ama her kitabını olmadığı yerden yazması (şehir kitabını köyden, kasaba kitabını şehirden) açıklayıcı gelmiştir hep bana.

    Üff ne yazdım, bak yazıyı yazarken ne gerek var ki yazmasam mı, şimdi bunları söyledim de ne oldu ruh haline girdim birden, daha da çok uzatmayayım da güme gitmesin 🙂

    • Sanırım ben C.’ye kitabın daha en başında şımarık/bencil/zengin piçi yaftasını yapıştırdım. C.’ye havadan para gelmeseydi kendisi bambaşka bir kişi olurdu diye düşünüyorum:) Belki bu düşünce romana, yazdığım şekilde bakmamı sağladı.

      Bu arada senin yorumunu okuyunca, ben de hiç senin gibi düşünmemiş olduğumu farkettim. Hatta ‘Acaba genç-melda mı haklı?’ dedim kendi kendime. İçimdeki bu kısır döngüyü ancak romanı bir daha okumak veya bağımsız bir deneğe okutmak çözebilir!

      Maalesef yazarın okuduğum tek kitabı bu. Evde Anayurt oteli duruyor ama bir türlü sıra gelmedi. Hadi bakalım.

      Bence iyi ki de yazmışssın bu yorumu, aynenoyle’nin bitter çikolata ve Beyrut yazılarından başka yazıların da okunduğunu görmek beni çok sevindirdi!!:p

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s