Türkler neden bitter çikolata yemiyor?

Türkiye’de sütlü çikolatanın bitter çikolatadan daha fazla tercih edildiği bilinen bir gerçek. Türklerin neden bitter çikolatayı çok tercih etmediği ile ilgili ilginç bir iddia okudum ve üzerine biraz araştırma yaptım.

Ortaya atılan fikir özetle şöyle; “Türkler islami sebeplerle alkol tüketmiyorlar  ya da düşük seviyede alkol tüketiyorlar. Bu yüzden damak tatları bitter ve kompleks aromalara yabancı, bitter tatlardan zevk almıyorlar. Bunun sonucunda da daha sütlü ve daha şekerli çikolatalar tüketiliyor, bitter pazarı gelişmemiş.”

Bu arada bilmeyenler için not düşelim: Türkiye’de bitter çikolatanın toplam tablet çikolata pazarındaki payı 10%. Çikolatalı gofret ve çikolatalı barlarda bu oran daha da düşük.

Şimdi bu iddianın doğru olma ihtimalini ölçmek için bir kaç bilgiye ihtiyaç var.

1 – Türkiye’de alkol tüketim miktarı ve oranı nedir?

  • Dünya Sağlık Örgütü’nün 2005’te verilerinden yola çıkarak kişi başı alkol tüketimlerini açıkladığı raporda Türkiye 147. sırada (15 yaş üstü yetişkinleri dikkate alarak hesaplandığında kişi başı 1,37 litre saf alkol. Avrupa Birliği ortalaması 10,8litre)
  • Başbakanlık’a bağlı Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nün ‘Aile Çalıştayları’nın sonuç raporunda da Türkiye’de düzenli içki içenlerin toplam nüfusa oranının 13% olduğu belirtiliyor.  Bu oran gerçeği ne kadar yansıtıyor tartışılır ama bölge kırlımı vs baktığınızda elimizdeki en detaylı/kapsamlı ve resmi kaynaklı açıklama bu.

Yukardaki rakamlara bakınca, görece olarak çok içki tüketmeyen bir millet olduğumuz görülüyor. Alkolün sudan ucuz olması ve de günlük hayat alışkanlıklarının etkisiyle alkolü hayatlarına entegre eden Avrupa’ya karşılık, biz eğlenirken ya da efkarlıyken içki tüketiyoruz genelde. Durup dururken içki içmek pek adetimiz değil mi sanki? Galiba öyle. Sonuç: görece alkol tüketimimiz düşük.

2 – Bir diğer bakılması gereken konu: Acaba her içki bitter/kompleks damak tadını geliştirir mi? Evet hepsinde alkol var ama misal geleneksel içkimiz rakıdaki baskın anason tadı, bira, viski ve şaraba göre farklı duyusal  özelliklere sahip değil midir? Alkolün bitter tatlara aşina olmada etkisi olabilir ama bira gibi malt içecekler için daha çok geçerli bir sav bu. Rakının durumu daha farklı. Fakat;

  • Burada da 2011 FMCG raporu devreye giriyor. 2011 alkollü içki tüketimine baktığımızda Türkiye’de bira tüketiminin diğer alkollü içki toplamının 7-8 katı olduğunu görüyoruz (2011de ilk 9 ayda 395 milyon litre bira tüketimine karşılık diğer tüm alkollü içkilerin tüketim miktarı 50 milyon litre, tabi bu rakamlar TR’deki satışlar; freeshopları kapsamıyor).
  • Hızlı tüketim sektöründe, gıda markaları içinde (yiyecek+içecek tüm markalar) Efes Pilsen 7,4% ciro payıyla bir numaralı marka! (İkinci sıradaki Coca Cola’nın payı 4,5%)

Bu durumda “biz Avrupa kadar olmasa da içki içiyoruz aslında ama aslan sütünün tadı bitter olmadığı için bitter sevmiyor olabiliriz” savımız da çürümüş oluyor.. Çünkü görüldüğü üzere alkollü içeceklerde en çok bira tüketiyoruz. Miktar olarak baktığımızda ise standart bir Avrupalı gibi yemek yanında su yerine bira içmioruz, daha düşük seviyelerde seyrediyoruz. Bu da bir gerçek.

Devam edelim. Yine de tüm bu bittere alışık olmama durumunu içkiye bağlayabilir miyiz? Bizim zaten baklava, künefe, şekerpare gibi şerbetli geleneksel tatlılarımız var. Tatlı diyince şöyle bizi şekeriyle şerbetiyle kendimizden geçirecek tatlıları seviyoruz/alışığız. Yani zaten mutfağımız bu. Tatlı dünyamıza daha sonradan dahil olan çikolatada da benzer şekilde tercihlerimizin olması normal. — “Tatlıların böyle olması da alkol tüketmemekten” dersek  konu tavuk-yumurta meselesine döner. Yapmayalım rica derim. —

Bu savı destekleyebilecek bir diğer gerçek: Arapların tatlıları/genel damak tadları bizden de daha fazla şekerliye yatkın ve daha da az alkol tüketiyorlar. Petrol krallarının şaaşalı tüketimlerine odaklanmayıp genel halka bakarsak bu böyle. Arap yarımadasında tuzlu atıştırmalık ve bitter çikolata pazarının tek ve en gelişmiş olduğu ülke Lübnan, orada da alkol tüketiliyor zaten..

Velhasıl tüm bunların ışığında bu konuya kafayı taktım. Yes! What say you?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

12 thoughts on “Türkler neden bitter çikolata yemiyor?

  1. Sevgili yazar;
    Çok beğendiğim bu yazın karşılığında BITTER ÇUKOLATA reklamı alırsın.
    Benim tercihim BITTER her zaman.Kalorisi az çünkü.

  2. Merhabalar,
    Yazınızı ilgiyle okudum. emeğiniz için teşekkürler. Benim iki kanatta eleştirilerim olacak. İlki karma (kompleks) damak tadının nasıl tanımlandığı, alkol ve çikolatanın kimlerce kompleks damak tadına delalet eden kıstaslar olarak kabul edildiği yönünde -tabii dinsel kısıtlamaları da bu minvalde ele alıyorum. İkincisi ise kullandığınız veri setine alternatif olarak çükolatanın tarihsel gelişimi ve ürünlerinin hangi sırayla hangi pazarlarda tüketime sunulduğuna dair.

    İkinciden başlayayım. Bu makaleden (http://en.wikipedia.org/wiki/History_of_chocolate) anlatıldığı kadarıyla Çikolata Avrupa’ya 1528 yılında geliyor. İlk halka yönelik satışlar 130 yıl sonra başlayarak ürünün saray tüketiminin dışına çıkması sağlanmış oluyor. 1875’de ilk sütlü çükolata imal ediliyor. Bu zamana kadar, yani 250 yıl boyunca Avrupa pazarındaki tüm ürüm bitter nitelikte. Türkiye’deki çikolatanın tarihini de şu makaleden okudum (http://cikolatam.com/cikolatapedia/22/dunyada-ve-ulkemizde-cikolata/). Topraklarımızda halkın ulaşabileceği bir dükkan 1909’da Karaköy’de açılmış. Yani hem Avrupa’lılardan çok sonra, hem de ürün yelpazesine sütlü çikolata eklendikten sonra. Bir de 1909 ve sonrasında TC kurulana kadar ve kurulduktan sonraki sermaye yönetiminde çikolata fabrikalarına/dükkanlarına verilen önemi düşünmeyi ekleyelim buna – yani ürünün ülke sathına yayılması.

    Karma tadlar tanımı yapmak hakikaten zor. Ben kendimce tatlı, tuzlu ve ekşi tadları bir öğün ya da tarifte birlikte kullanmak olarak adlandırıyorum. Mesela sulu etli bir yemeğin içinde erik, safran gibi malzemeleri kullanmak. Ya da künefede olduğu gibi peynir, kadayıf ve tatlı şerbetin bileşenleri. Saydığım iki yemekten ilki İran mutfağına, ikincisi ise Güneydoğu Anadolu ve komşu Arap ülkelere ait. Ya da mesela Osmanlı mutfağında salçadan önce limon suyu, nar ekşisi sıklıkla kullanılan ve bence yemeğin derinliğini artıran elementlerdir. Coğrafyamızın yemek kültürünü, çikolata ve alkol tüketmiyor diye bi kalemde sığlaştıran fikiri atanları çok m erak ettiğimi belirtmek isterim.

    Bir son dipnot. Ben Hollanda’da yaşıyorum ve ilk geldiğim yıl Undutchables adında bir kitap okumuştum buranın kültürüne değinen. Kitapta Protestan Papazların 17. yüzyılda tatlıi şeker ve çikolataların şeytan icadı ve tüketilmesinin günah olduğunu vaaz ettiklerin, ama diğer yandan ülke filolarıyla dünya çikolata ticaretinde başı çektiklerini okumuştum. Ülkenin dillere destan damak zevkini oluşturan temel etkenkerin başında dinin varlığı bir opsiyon. O bakımdan yukarıda bahsettiğiniz argumanda dini faktörleri almak yanlış da değil.

    Bu arada konuyu bloga taşıyarak tartışmaya açtığınız için tekrar teşekkürler.

  3. Öncelikle yorumlar için çok teşekkürler. Yazım ile ilgili okuyanların ne düşündüğünü görmek, yorumlardan yeni bir şeyler daha öğrenip bakış açımı zenginleştirebilmek gerçekten çokkeyifli.

    Eleştirilerle ilgili fikirlerimi paylaşmak isterim.

    1-Tarihte Avrupa ve Türkiye’de çikolatanın bitter – sütlü farkı, mevcut durumun sadece bir faktöre bağlanamayacağını görmek açısından önemli bir bilgi olmuş. Burada belki de unutmamamız ve dikkate almamız gereken bir diğer nokta; Avrupa’da yıllarca sadece bitter çikolata yenirken Türkiye’ye ancak sütlü çikolata ile giriş yapılmasının büyük bir ihtimal tesadüf olmadığıdır. O yıllarda gerek askeri gerekse ticari sebeplerle Avrupa’da bulunan Türkler muhakkak ki çikolata yemişlerdi fakat muhtemelen o zaman da onların damak tatlarına uymamış ve kimse bu ürünü Türkiye’ye getirmeye değer bulunmamış.. Başka ticari/coğrafi/vs. sebepleri de olamaz mı tabi ki olabilir, fakat üründe tüketim potansiyeli çok görülmemiş ki kimse bu riskleri almamış gibi genel bir mantık yürütüyorum.

    2-Karma tatlar ile ilgili eleştiriye katılıyorum. Bitter tatların, şekerli tatlardan daha kompleks olduğu düşünülerek böyle bir yorum yapılmış muhtemelen. Ama Türkiye’de bitter olmasa da farklı karma/kompleks tatlar tüketiliyor. Hatta yoğun olarak tüketilen geleneksel demleme çayımız da bitter olarak tanımlanabilecek acı notlar barındırıyor. Bitterin de farklı yönleri var. İfadeyi şöyle düzeltmek lazım sanırım; Bazı bitter yönlü tatlara çok aşina değiliz.

    Son olarak şunu belirtmeden geçemeyeceğim; benim bu yazıyı yazmak istememdeki ana etken hep damak tadı diye bahsettiğimiz olguya somut bir örnek göstermesi ve aradaki olası bağlara işaret etmesiydi. Yani “bizim damak tadımıza uygun değil” deriz, ya da “damak tatlarımız aynı” deriz.. Nasıl oluşuyor bu damak tadı, neden farklılıklar var konusuna bu kadar net ve biraz da ilginç bir örnek gördüğüm için paylaşmak istedim. “Yeniyetme gurme” olarak yola çııkınca, gurme dünyasına ait olan “semiyotik” bilime bir giriş yapmak ve varlığından okurları haberdar etmek istedim. Umarım başarılı olmuşumdur.

    • Çok güzel bir tartışma konusu bu. Dediğinizde haklısınız. Seçici geçirgen duyularımızdaki filtreleri hangi faktörler kontrol ediyor. Ancak soru veya sorunu bu şekilde sorarsak, tartışma “nature vs nurture”a varıp tıkanabilir. Şu haliyle nurture, ve o şekilde tutmaya gayret edeceğim.

      Birinci maddede bahsettiğiniz geç Osmanlı – erken TC pazarına çikolata üreticilerinin rastgele girmediği argumanı günümüz pazarlama stratejileri bağlamında mantıklı. Fakat, o zamanlar pazarlamacılık ne kadar gelişkindi? Hadi diyelim ticari şeytanlık o zamanlar, afyon savaşlarında kendi gösterdiği gibi vardı desek bile, sonuçta kurulan minicik bir fabrika ve azıcık tüketim. Bir de ilk gelen firma Nestle, hem de bir Türk iştiraki değil. Ali Muhiddin Hacıbekir vs. varlar ancak sadece şekerleme yapıyorlar. Belki onların ürün yelpazesinde acı aromalı şekerleme var mı yok mu bun araştırsak, belki bir akrabalık kurmak mümkün olabilir.Ben internette biraz daha araştırma yaptım. Osmanlı tencere yemğinde bitter anlamında acı tatlar varmış. O yüzden daha iyi göstergeler bulmak lazım

      Bir de aslında kımızı tartışmaya dahil etmek gerek (http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1m%C4%B1z). Hakikaten bitter hatta beter bir tat. Kısrak sütünün fermentasyonundan yapılmış içki. Yani içinde hem süt, hem alkol var; kültürel olarak haram. Türklerin müslümanlığa geçişinden sonra tüketimi azalmış.

      Son paragraftaki sorduğunuz sorunun cevabının yine nature vs. nurture tartışmasıyla tıkanabileceğini düşünüyorum. Benim bildiğim bir peynircizade var. Onunla birkaç kere nature&nurture tartışması yapmışlığımız vardır. Belki o da birşeyler söyler😛

      Yeni yetme gurme gurubuna selamlar.
      a-

      • Bence sorulan soruyu, vazgeçtim şaraptan biradan, TAPDK verilerine göre “2011’de 46,380,793 litre rakı içen adamlar (ve hanımefendiler) niye bitter çikolata yemiyor ya da yiyorlar mı?” diye sormak daha doğru olacaktır. Zira anasonlu, hafif tatlı olan rakı yeterince komplike bir tattır kanımca.

        Araştırma konusuna öncelikle “Efendim bu adamlar Müslüman, Müslüman oldukları için içki içmiyorlar” diye girmek bence Türkiye coğrafyası adına gaflet ve dalalet ve hatta hıyanettir. Herhangi bir popülasyonu ötekileştirmek için Avrupalıların şu dönemde kullandığı en popüler aracın din olduğu, Müslümanlığın da diğer toplumlar tarafından basit, eğitimsiz ve hatta terörist görüldüğü şu günlerde bu araştırmanın Türkiye’yi karşılaştırmak için bula bula Suudi Arabistan’ı bulması da bayaa manidardır.

        Bu kafa yapısına (mentality olarak da geçer) özellikle yurtdışında, Batı Avrupa’da yaşayan her Türk az çok maruz kalır, ve belli bir stereotypea ve standart kabullerin içine girmek zorunda bırakılır. Bu araştırmada da Yunanistan – Türkiye ya da Bulgaristan – Türkiye yerine, Suudi Arabistan – Türkiye karşılaştırmasının yapılmış olması (Bulgaristan, Yunanistan bitter çikolatanın dibine mi vurmuş?), alkolsüz Müslüman ama komplike tatlar (yesinler) olarak güzel bir turnusol kâadı olabilicek Malezya ya da Endonezya’ya değinilmemiş olması da yapılan araştırmanın daha en baştan önyargılı (biased) olduğu ve alt okumasının, “Darling, these Muslims don’t have our well developed complicated sophisticated taste…” olduğu hissiyatını uyandırdı bende.

        Öte yandan, César’ ın hakkı César’a, Türk mutfağında bi “sweet and sour” çok sıklıkla rastlanan bi olgu diil. İmam bayıldı, dolma gibi komplike tatları, yaratmış olan yurdum insanı, tatlı-ekşi-tuzlu gibi tatların bi arada olmasına karşı, (ve) uzak doğulu komşularına nazaran belki biraz tutucu davranmış.

        Öte yandan kendi tecrübemle bu istatistiğin ne kadar gerçeği yansıttığından da emin değilim. Nestle’nin kırmızı ambalajlı sütlü çikolatasından yıllar yılı haz etmemiş, Ülker Çikolatalı Gofret‘i Ülker Çokonat Fındıklı Gofret‘e sadece daha çikolatalı olduğu için tercih etmiş biri olarak, bayramlarda ya da misafirliklerde sunulan ve baklava patterniyle dizilmiş sütlü – bitter çikolata matriksi genel okuyucuya daha iyi bir istatistik sağlıycaktır diye düşünüyorum. Ben ustalıkla az kalmış olan bitter çikolataları (kimi zaman “Aaa iki tane gelmiş, kısmet” diyerek) miideme indirmeyi bildim. Bitter çikolatanın kompleks bir tat olduğunu düşünmüyorum, ve eğer istatistikler doğruysa Türkiye’de tüketilmemesinin en temel nedeni olarak da olsa olsa gerekli yaş grubuna hitab eden bir pazarlama yapılmamasını ve biraz da günlük hayatta bitter çikolataya yer olmamasını görüyorum.

        Çikolata kavramının temsil ettiği şeylerin ya da çikolata algısının da Batı Avrupa’da ve Türkiye’de farklı olabiliceğini şöyle açıklamaya çalışıyim. Bir tatlı (sweet) olarak kabul gördüğü, en azından sunulduğu ülkemizde “acı-tatlı” bi tuhaf kaçıyor. Zaten acı olan Türk kahvesini bir kutu bitter çikolatadan sonra (baklava yerine) yediğimizi düşünelim; bi tuhaf, çayın yanında; ayrı bi tuhaf. Oysa zamanında zenginlik sembolü olmuş çikolata, eminim Avrupa’da hala biraz da prestij meselesidir, hele ki saf çikolata. Bununla beraber ecnebiyede ufak bir baklava parçası gibi tatlılar bulunmuyor, pastane kültürü de oldukça farklı. Üstüne üstlük, Batı Avrupa’da, Türk kahvesine göre çok daha kolay içilebilen espressonun yanında genelde servis edilen bitter çikolata, tahmin ediyorum bitter çikolata tüketimine bayaa bir katkıda bulunuyordur.

        Sonuç olarak, Türkiye’de bitter çikolatanın gümüş kutusunda duran, gidip gelenin tırtıkladığı bir emtiayken, sütlü çikolatanın belki anaların çocuklarına beslensin diye aldığı bir emtia olduğunu tahmin ediyorum. Yoksa koca koca adamların (ve hanımefendilerin) bayıla bayıla sütlü çikolata yediklerini gözümde canlandıramıyorum. Bu ürünü tüketicek kesimin de belli bir kitle olduğunu düşünüyorum, zaten son zamanlarda bitter çikolataların ambalajları da üreticilerin bunun farkında olduğunu yansıtır nitelikte.

        %99’u Müslüman olan ülkemde [citation needed] çocuklarına kahve telvesi yediren bir neslin torunları olarak, necip Türk Milleti’nin iyi pazarlanırsa “Lindt Excellence 99% Dark” da tüketebiliceğini belirtir (ki Lindt Excellence Peru 80% Cacao Dark bence bu işin optimumudur) saygılarımı sunarım.

        PS: Diğer yandan “Çikolata Şefi Semen Zihnioğlu” bitter çikolata ülke pazarımızda en çok tercih edilen çikolata çeşididir” argümanıyla geliyor, hadi bakalım buyur burdan yak.

  4. Peynircizade’nin değerli yorumunun üzerine biraz gecikerek de olsa bir şeyler söylemek isterim🙂

    1- Araplara benzetme benim kendi analojimdi, araştırma iddiasinin bir parçası değildi. Suudi Arabistan lafı yazıda geçmiyor zaten, sadece genel Araplar olarak atıfta bulunmuşum. Ama cok net değil, araştırmanın parçasıymış gibi yazmışım; karıştırmakta haklısın. Burada ayrıca belirtmeden geçemeyeceğim bir diğer nokta; konunun din ile ilgili tarafa kayması her ne kadar olayı ilginçleştirse de yazıyı ana amacından saptırıyor. Benim daha önce de söylediğim gibi bu yazıyı yazmaktaki ana amacım böyle bir bilim dalının varlığına dikkat çekmekti, daha fazlası değil.

    2- Türklerin bitter tercihi ise maalesef sayısal geçerliliği olmayan bir bilgi. Zira pazar payları bize tam tersini söylüyor.

    3- Çikolata tüketim okazyonu ile bağlantı kurman on numara. Bence düğüm orada çözülecek. Çünkü biz alkolün yanı sıra çikolatayı da Avrupa’ya gore cok az miktarda tüketiyoruz. Onlar gündelik tatlı niyetine yerken, bizde baklava,sütlü tatlılar vs devreye giriyor-çikolatanın çok güçlü rakipleri var. Bizde daha bir “özel anlar için” olayı var hala çikolata için. Bu yüzden de ne zaman neyin yanında yediğimize göre tercihler farklılaşıyor olabilir. Bu isabetli noktaya parmak bastigin icin teşekkür ediyor eline, yüreğine, bileğine sağlık diyorum. Yes!

  5. şunu söyleyebilirim Mısır da iki mısırlıya birer çay vermiştim ve yanında peçete ile 10 15 kadar küp şeker sonra benden tekrar şeker istemişlerdi🙂 çok şaşırmıştım araplarda şeker tatlı tüketimi bizden fazla izlenimim o yönde..

  6. Turkleri zorla nisastali ve sekerli yiyeceklere yonelten bir duzen var. Meyve sularindan recellere kadar her urune inanilmaz dereced comertce seker konuyor.
    Tahminimce damak tadini bu igrenc seker tuketimi yuzunden kaybettik.

  7. Bence sadece alışkanlık, şu an bitter yemeğe kendimi alıştırdım bitter benim için daha hoş oldu.

  8. Ben hayatım boyunca hiç alkol kullanmadım fakat en sevdiğim çikolata bitter, hatta fındıklı, üzümlü vs gibi çeşitleri olan drajelerde bile tercihim sütlüden yana olmuyor. Tatlılarda ve reçellerde kullanılar şeker oranının ülkemizde çok yüksek olduğu bir gerçek, öyleki ben bir dilim baklavanın sadece üst katını severken ve onu yemekle yetinirken, kuzenim tepsinin yarısını şerbeti de sıyırarak mideye indirebiliyor
    ( sonrasında mide fesatı emareleri göstermesi konusuna girmeye gerek yok ) Ayrıca bunun sebebinin anneler olduğunu düşünüyorum, bizleri bu tatlara alıştıran aslında tam olarak yemeği yapan kişiler.

    Teyzemi ve annemi örnek alacak olursak, teyzem bir tatlıya insanı bayıltacak kadar şeker koyarken ve sık sık tatlı yaparken, benim annem ömrü hayatı boyunca sanırım 20 kere tatlı yapmamıştır. Bu yüzden ben o derece şekere ihtiyaç duymazken, kuzen duyuyor olabilir. Ticari yönden bakacak olursak da tatlıcılar tatlılarına kilo olarak daha ağır gelsin diye tepsiyi dolduracak kadar şerbet koyabiliyor.

    Damak tadını genel olarak alıştığımız tatlar belirler fakat alışılmıştan dönmek biraz zor olsa da, alışılmamışa alışmak o derece zor olmayabilir. Sanırım bitter tatları biraz daha sevdirmek için kişileri o tatlara daha çok maruz bırakmak gerekir, önünde sonunda yola geleceklerdir😛 Bir de anneler tatlı yaparken şeker koyacakları zaman ellerine vuran bir alet geliştirmek gerekebilir.

    Dip Not: Avrupalıların da yemeklerinde çok fazla ekşi – tatlı veya acı – tatlı birlikte kullandıklarını düşünmüyorum. En azından en çok tüketilen yiyeceklere bakacak olursak bile bunu görebiliriz. Uzakdoğu ülkelerinin çoğu ise tatlı tatları pek sevmez, sanırım çok fazla öyle ürünleri olmadığı için fakat tatlı tatları pek sevmemelerine, çikolatalarının çoğunun tadının pek güzel olmamasına ( örnek için Kore çikolatalarından deneyin ne demek istediğimi anlarsınız ) rağmen turşularının bazıları ve yoğurtlarının tatlı olması da ilginç doğrusu ( ki zaten yogurt kültürleri de hiç yok diyebiliriz, eskiden süt de aynı kategoride idi. Sanırım bunun nedeni büyük baş hayvan yetiştiriciliğinin az olması, sığır eti hala çok pahalı bu arada, koyun eti ise daha da nadir tüketiliyor ).

    Neyse yani, seviyorum seni bitter🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s