And the Oscar goes to…

Çoğunuzun bildiği gibi, 84. Akademi Ödülleri 2 gün önce sahiplerini buldu. Ödül alan filmler arasından izleme şansı bulduklarımızı yazarlarımız abijdan, aynenoyle, espressonjazz ve acakyildiz sizler için değerlendirdi.

The Artist (Artist)

Yönetmen: Michel Hazanavicius Senaryo: Michel Hazanavicius Başrol: Jean Dujardin, Bérénice Bejo ve John Goodman
Kazandığı Oscar Ödülleri: En iyi Film (Thomas Langmann), En iyi Erkek Oyuncu (Jean Dujardin), En iyi Kostüm Tasarımı (Mark Bridges), En iyi Yönetmen (Michel Hazanavicius), En iyi Film Müziği (Ludovic Bource)

The Artist Film Afişi

Bir süredir ana akım denebilecek bir filme gidememiştim, açıkçası gitmeye değer bir film gözüme çarpmamıştı. Sonunda uzun zamandır süregelen hareketsizliğimi geçtiğimiz hafta The Artist filmine giderek bozdum. Film hemen bu hafta sonu en iyi film de dahil olmak üzere en prestijli Oscar’ları toplayınca kısa bir yazı yazmak farz oldu. The Artist açılışını 2011 Mayıs’ında Cannes Film Festivali’nde yapmış ve o tarihten itibaren birçok festivalde boy göstermiş, sayısız ödül almış. Kısacası henüz Oscar sahnesine çıkmadan çokça beğeni toplamış. Aslında bunlar bile filmin sıradan bir Hollywood yapımı gişe filmi olmadığını gösteriyor. Nitekim film Los Angeles’ta çekilmiş olmasına rağmen yönetmeninden, başrol oyuncularına bir Fransız filmi.

Filmin en büyük özelliği şüphesiz ki barındırdığı nostaljik öğeler. Film, bizi 20li yılların sonlarına siyah beyaz çekilen sessiz filmlerin dünyasına götürüyor. Evet, filmin tamamı siyah beyaz çekilmiş ve son bir dakikayı saymazsanız filmde hiç konuşma yok; sadece sessiz filmlerde kullanılan etkileyici senfonik müzikler ve oyuncuların ne dediğini izleyiciye bildiren yazılar (ing. intertitle) kullanılmış. Senaryo, klişe diyebileceğimiz düzeyde. Sessiz filmlerin aranılan jönü George Valentin’in (Jean Dujardin bu rolüyle en iyi erkek oyuncu ödülünün de sahibi oldu) yolu genç hayranı Peppy Miller’la kesişiyor. Karşısına çıkan fırsatı iyi değerlendiren Peppy Miller yeni teknoloji sesli filmlerle şöhret basamaklarını hızla çıkarken, George Valentin güne ayak uyduramıyor ve ekonomik krizin de vurmasıyla olaylar gelişiyor…

Ben filmi beğendim, daha önce tecrübe etmediğim sessiz film fenomenini yaşamış oldum. Sevimli bir köpek, sadık bir uşak gibi sıcak karakterlerle ve başrol oyuncularının pozitif oyunlarıyla basmakalıp senaryoya rağmen güzel zaman geçirdim. Büyük ihtimal bu değerlendirmemde filmi sinemada (oldukça büyük bir salonda) izlememin de etkisi var. Öyle ki sessiz filmlerin sesli rakipleri karşısında neden tutunamadığını anlamak güç değil. 100 dakikalık filmin orta kısımlarında biraz uykumun geldiğini itiraf etmeliyim (ve anladığım kadarıyla yalnız değildim) ve bu filmi evde izliyor olsam kuvvetle muhtemel sonunu getiremeden kendimi koyverirdim. Uzun lafın kısası, orijinal bir fikir, başarılı bir uygulama, ama anladığım kadarıyla filmin 5 Oscar kazanması iyiliğinden çok rakiplerinin zayıflığından. Tabii bunu söylerken Oscar’a aday diğer filmleri izlemediğimi belirtmekte fayda var. Dolayısıyla diğer filmlerle ilgili yazıları dört gözle bekliyor olacağım. Perdeden filminiz yürekten sevginiz eksik olmasın…abijdan

[Artist filminin fragmanına buradanulaşabilirsiniz.]

The Help (Duyguların Rengi) Yönetmen: Tate Taylor Senaryo: Tate Taylor (Kathryn Stockett’ın romanından uyarlama) Başrol: Emma Stone, Viola Davis, Octavia Spencer
Kazandığı Oscar Ödüllü
: En Yardımcı Kadın Oyuncu (Octavia Spencer)

Duygulan Rengi

The Help, 2011’in gişedeki süpriz filmi oldu. Filmin bu başarısında oyuncuların da payı oldukça yüksekti ve bunun sonucunda en iyi yardımcı kadın oyuncu Oscar’ı filmde Minny karakterini canlandıran Octavia Spencer’a gitti. Okuduğum bir yorum filmin bu başarısının sırrını oldukça güzel açıklamıştı aslında: “Bütün yaz sevgilileriyle robot filmleri görmekten bıkan kadınlar, insani bir şeyler  izlemek için THE HELP’e akın ettiler:)”. Film özetle; 1960’lı yılların başında varlıklı beyaz ailelerle onların yanında çalışan siyah hizmetçiler arasındaki ilişkiyi irdeliyor. İzlemeyen ve izlemeyi düşünenler olabilir diye konunun detayına girmiyorum. Ben neyi sevdim bu filmde onu paylaşmak isterim:

1. Aibileen ve Minny’nin (filmdeki iki ana hizmetçi karakter) hayatlarındaki olumsuzluklara karşı geliştirdikleri tutumların zıtlığı. Bu durumdan onları kitap karakteri olarak okuyan editör kadın da bahsediyor; Aibileen kurallara harfiyen uyan, sessiz ve editörün deyimiyle “asil?” bir hizmetçiyken, Minny’i yine işinde çok profosyonel ama kafası atınca buyurgan ve isyankar bir karakter olarak izliyoruz. Beyaz sahibelerin hepsi birbirine benzemeye çalışırken ve farklı olanı aralarına asla kabul etmeye yanaşmazken, bu iki yakın arkadaşın zıtlıkları ile birbirlerini tamamlamalarını izlemek çok güzeldi.

2. Çocuk yaşta anne olmayı kaldıramayan beyaz kadınların çocuklarından esirgedikleri ilgi ve şefkati hizmetçilerin çocuklara vermesi; bu yüzden çocuk ve hizmetçinin arasında sıkı bir bağ oluşması ama sonunda büyüyünce bu miniklerin de annelerine dönüşmesi dikkat çeken ve filmde çok iyi işlenmiş bir diğer konu. Ne kadar kaçarsak kaçalım sonunda annemize benzemekten kurtulamıyoruz galiba..:)

Yazımı, konuyla ilgili filmden bir sahneyle bitiriyor ve okurlarımıza diyorum ki: “You is kind, you is smart, you is important”. İyi seyirler. aynenoyle

[Duyguların Rengi filminin fragmanına buradan ulaşabilirsiniz.]

Beginners Yönetmen: Mike Mills Senaryo: Mike Mills Başrol: Ewan McGregor, Christopher Plummer, Mélanie Laurent
Kazandığı Oscar Ödülü
: En Yardımcı Erkek Oyuncu (Christopher Plummer)

Beginners

Oscar Akademi Ödüllerinden En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülü ile dönen Beginners oldu. 2010 yılında Toronto Film Festivalinde prömiyeri gerçekleştirilen filmde başrolü Evan McGregor (Oliver) oynuyor. Christopher Plummer (Oscar ödülünün sahibi) ve Mélanie Laurent ise yardımcı erkek ve kadın oyuncu. Hikayede Oliver sık sık flashbackler ile hayatında çocukluğuna ve geçmişine gider. Oliver’ın yaşlı babası (C. Plummer) annesinden ayrıldıktan yıllar yıllar sonra oğluna eşcinsel olduğunu ilan etmesiyle başlayan film, Oliver’ın babasının kanser hastalığına yakalanıp ölmesiyle son bulur.  Filmde babasının ölmesine kadar geçenki süre Oliver’ın, babasının eşcinsel arkadaş grupları ile ve annesi ile ilişkilerinden oluşan flashbacklerden oluşuyor. Bu dönemde Oliver, Anna ile tanışır (M. Laurent). Oliver’ın karışık duygular içinde olduğu bu dönemde, ikili birlikte yaşamaya başlar. Filmde genel geçer bir tema yok, yer yer psikolojik bir gerilime benzeyen film, bazen bir gay temasına, bazen genç bir çiftin ilişkisine bazen ise hiçbir konunun dahi işlenmediği boş zamanlara (Bknz. Nuri Bilge Ceylan) dönüşmektedir. Konu Los Angeles’da geçmektedir. Biraz klişe Hollywood filmi biraz da Avrupa festival filmi kıvamında olan filmi seyredebilirsiniz. Ancak seyretmezseniz çok şey kaçırmazsınız. C. Plummer’ın çok akıllara ziyan bir oyunculuğu da olmadığını düşünüyorum şahsen. Arthur isimli şirin ötesi bir köpek de filmde oynuyor. espressonjazz

[Beginners filminin sitesine buradan ulaşabilirsiniz.]

The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore (Bay Morris Lessmore’un Uçan Fantastik Kitapları) 

Yönetmen: William Joyce, Brandon Oldenburg Senaryo: William Joyce
Kazandığı Oscar Ödülü
: En iyi kisa Animasyon Filmi (William Joyce, Brandon Oldenburg)

Bay Morris Lessmore'un Uçan Fantastik Kitapları

Bu sene en iyi kısa animasyon filmi dalında Akademi ödülü William Joyce ve Brandon Oldenburg imzalı “The Fantastic Flying Books of Mr. Morris Lessmore (Bay Morris Lessmore’un Uçan Fantastik Kitapları)” adlı filme gitti. Gayet güzel kurgulanmış ve akıcı bir hikayeye sahip bu animasyon bir insanın kitaplarla kurabileceği enfes dostlukları şiirsel bir biçimde anlatıyor.

Hikaye, biyografisi üzerinde çalışan Bay Lessmore’un şiddetli bir kasırga ile başka bir yere sürüklenmesi ile başlıyor. Bu kasırga sadece şehri yerle bir etmekle kalmayıp Bay Lessmore’un biyografisindeki yazıları da sayfalarından söküyor. Elinde içi boş bir defter ile kasırgadan kurtulan Bay Lessmore şaşkın ve üzgün bir şekilde yıkıntılar arasında dolaşırken başına gelen esrarengiz bir olay ona kitaplarla dolu yeni bir yaşam için bir kapı aralıyor.

İzlemenizi şiddetle tavsiye edeceğim bir film. Filmin teması ve farklı animasyon teknikleri ile öne çıkarılmış detaylar kitaplar hakkında belki de pek çoğumuzun unuttuğu bazı gerçekleri gözler önüne seriyor. acakyildiz

[Filmin kendisine buradan ulaşabilirsiniz.]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s